top of page

12. Soru

Hz. Muhammed, 52 yaşındayken neden 9 yaşında bir kız çocuğuyla evlenmiştir?
Bir kısım insan 9 yaş derken, bir kısmı da 17-18 yaşında evlendi diyor.
Hangisi doğru?

Hz. Ayşe'nin evlilik yaşı

Cevap

Dur, yazıyı uzun görüp hemen gitmeye kalkma!

Kısa cevabı hemen yazıyorum, iki satır oku, öyle git bari!
Sonra bilgilenmek istersen, devamını okursun. İstemezsen de okuma!

Cevap şöyle bak:

Bu konu imani bir mesele değil bir kere.
Ama elbette, 18 yaşında diyen tezlerin tarafını tutarak bu işten sıyrılmaya çalışmayacağım.
(Çünkü 18 yaşında olunca sorun otomatik olarak buharlaşıyor)

Hatta yumuşak bir geçişle 14-15 yaşlarını ortaya atıp, arayı bulmaya uyanıklığını da yapmayacağım. Zira günümüzde 14-15 yaşa cevaz veren çağdaş İslam alimi de bulunabilir, hatta bugün ABD’de bile 39 eyalette 14-15 yaş çocuk evliliğine izin veriliyor. Hatta 4 eyaletlerinde ebeveynleri izin verirse hiçbir minimum yaş sınırı yok evlilik için.
Bunları ortaya atıp, cambaza baktırmayacağım, ortayı bulmaya çalışarak ortadan sıvışmayacağım.

17-18 yaş ve 9 yaş iddialarını savunan her iki tarafı da tarafsızca dinledim ve bir fikrim oldu ve şimdi onu paylaşıyorum.

Öncelikle şunu bil ki günümüzde İslam, evlilik meselesinde maslahat ilkesini esas alıyor, yani zarar doğuran şeyi haram sayarak; bugünün dünya şartlarında, insanoğlunun 9 yaşlarında evlenmesi zarar doğuruyorsa ki öyledir, buna İslam'da, maslahat ilkesi gereğince, yaşadığımız dünyada izin verilmiyor zaten.

Şimdi diyeceksiniz ki (yani demiyorsanız da lütfen deyiniz ki) bugünün şartlarında çocukların evlenmesi çocuğa zarar veriyordu da o günün (peygamber döneminin) şartlarında zarar vermiyor muydu?

Güzel soru! Bunu cevaplayabilmek için o günün şartlarını bilmemiz lazım.
O dönem derken sadece Mekke değil, neredeyse bütün dünyada (Roma, Pers, Orta Çağ Avrupa’sı vs) çocuklar ergenliğe girer girmez evlendiriliyordu.

Günümüzde çocuklar ergenliğe girer girmez, evlendirilmiyor, biliyorum.
Ama eski zamanlarda evlendiriliyormuş işte!
ve kimse bunu o dönemlerde anormal karşılamıyormuş!
Zaten ergenliğe giren çocuklara yetişkin muamelesi yapılıyormuş çünkü Ortaçağ’da ortalama yaşam süresi (yüksek bebek ve çocuk ölümleri yüzünden) 25–35 yıl arasındaymış.
Yani günümüzdeki ergenliğin ve de çocukluğun resmen bittiği yaşlar olan 18-19, o zamanlardaki orta yaşa falan tekabül ediyor.

Cahit Sıtkı Tarancı, o çağlarda İngiltere’de falan yaşaydı mesela; Otuz Beş Yaş şiiri yerine “Yaş On Yedi! Yolun yarısı eder.” diye On Yedi yaş şiirini yazacaktı muhtemelen.

İnsan ömrünün bu kadar kısıtlı olduğu tarihlerde, insanların çocukluğunu yaşayacak vakti de olmazmış, bir an önce sosyal hayata atılıp toplumsal rollerine erkenden kavuşurlarmış. Yani bugünkü gibi çocuk muamelesi yapılmıyormuş o yaştaki çocuklara.

Özet olarak, Hz. Ayşe’nin kaç yaşında evlendiği gerçeğini kimse asla bilemeyecek.
18 yaşında ise zaten günümüzün şartlarıyla bir sorun teşkil etmiyor.
Eğer 9 yaşındaysa, tarihin eski dönemlerini bugünün şartlarıyla değerlemek (anakronizm) hiç doğru değil.

Düşünsene sen bugün kuzeninle evlenebiliyorsun, ama belki 100 sene sonra kuzen evliliği (genetik ve ahlaki olarak) yasaklanmış olabilir. 100 sene sonra kuzeninle evlenmeyi aklından bile geçiremeyeceksin. Ama bugün hala kuzen evlilikleri yasal ve ahlaki olarak sorun teşkil etmiyor.

Ne yani 2125 yılındaki torunlarının, senin resimlerine bakıp “Bizim dede de az değilmiş, kuzenine göz dikmiş, pis sapık” falan dese hoşuna gider miydi?

Ayrıca bugünün şartlarında olsaydı (Allah en iyisini bilir) peygamberimiz 9 yaşındaki birisiyle evlenmezdi. Zira bugünün şartlarında çocuklar, bir yetişin gibi değil ve bundan zarar görürler.
Ama eskiden aynı yaştaki insanlara çocuk gözüyle bakılmıyordu.
Bırakın zarar görmesini, 7–8 yaşında “silah taşıyıcı” veya “yaver” olarak eğitime başlayıp, on iki yaşında savaşa gidenler vardı yahu! Ne çocuğu allasen! Ortaçağ’dan bahsediyoruz.

Kısa cevap dedik yine bir sürü yazmışız.

Şimdi, daha geniş bilgilenmek istiyorsun, aşağıda enine boyuna anlatıyorum.

Birisi çıksa, sizin daha doğmadığınız zamanlara dair, rahmetli olmuş anneniz ve babanızın geçmişi hakkında olur olmaz suçlamalarda bulunsa, haklarında zerre kadar şüphe duymadığınız anne-babanızı savunmaya mı kalkarsınız yoksa gerçeklerin üstünü örterek onların masum hatırasını korumaya mı?

Ya da gerçekleri eğip bükmenin onların aziz hatırasına leke düşüreceğini düşünüp; dürüstçe, suçlamaların aslı astarı olup olmadığı mı irdelersiniz?

Suçlayanların anne ve babanızı sevmedikleri belli.
Söyledikleri gerçek bile olsa, bundan ne fayda sağlayacağını kestirmek güç.
Belki de anne ve babanızdan size kalan manevi mirasa gözlerini dikmişlerdir.
Bilmiyoruz.

İşte biz de Hz. Ayşe konusuna böyle dürüstçe yaklaşacağız.
Zira dürüstlüğümüzün, beklenenin aksine imanımızı ve sevgimizi güçlendireceğini biliyoruz.
Anne ve babamı savunmak için tarihi eğip bükmeyeceğim elbette.

Onların, o tarihlerde ne yaşadıklarını, aile büyüklerime sorup öğreneceğim ve empati kurmaya çalışacağım. Ne savunmacı ne de yargılayıcı olacağım.

Şunu net söyleyelim.
Bu konuda İslami kesimde iki farklı görüş var.
Bu görüş farklılığı, imani bir mesele olmayıp, farklı disiplinlerin metod (usül) farklılıklarından kaynaklanıyor. Neticede Hz. Ayşe’nin evlilik yaşı imanın şartı değildir.

Şunu da biliyoruz ki Hz. Muhammed ilk evliliğini 25 yaşındayken kendinden 15 yaş büyük ve dul bir kadınla yaptı.
25 yıl boyunca, 50 yaşına kadar tek eşli olarak kaldı.
İlk eşli öldükten 2 sene sonra evlendiği eşlerinin çoğu dul ve yetişikin kadınlardır.
Evlendiği eşleri, İslam'ın kadın haklarını bize öğreten kadın öğretmenleri olmuşlardır.
Hayatı boyunca, ahlaki olarak düşmanları tarafından bile örnek gösterilen biriydi Hz. Muhammed.

Birinci görüş hadisçilerin olup “Sahih bir rivayet, görüldüğü haliyle ele alınır; zorunlu olmadıkça yoruma gidilmez” derler ve bu rivayetlere dayanarak evlilik yaşını 9 olarak kabul ederler.

Savunmaları genel olarak şudur:
Günümüz pedofili tanımı modern bir kavramdır ve anakronik (zamanda geriye giderek) uygulanamaz.
Peygamber, savunulmaya ihtiyaç duyacak bir şey yapmadı.
O zamanlar normal olan bir şey bugün anormal olabilir, bugün anormal olan bir şey o gün normal olabilir.
Mesela bugün hala normal kabul edilen kuzen evliliğinin, genetik ve ahlaki olarak yavaş yavaş anormal kabul edilme eğilimi var, gelecekte belki bugünün evlenmiş kuzenleri birer cahil ve sapık olarak görülecek.

Ahlâk ve hukuk, örfe ve maslahata göre şekillenir ve değişir.
Zaten İslam dini, o tarihlerde normaldi diye, bugünün şartlarında da 9 yaş evliliğini normal olarak görmüyor. İslam, evliliği yaşa değil ehliyet, rıza ve maslahata bağladığı için; bugünün maslahatı olan 18 yaş sınırını uygun görür ve İslam 9 yaş evliliklerine izin vermez.

İkinci görüş ise tarihçilerin bakış açıdır ve rivayeti inkar etmeden, hadis ilmini itibarsızlaştırmadan, dolaylı tarihsel verilerden yorum ve alternatif bir çıkarım yaparlar ve evlilik yaşını 17-18 kabul ederler.

Günümüzün modern ahlaki kavramlarının hoyratça geçmişe uygulanmasından dolayı, ilgili rivayetleri daha ince bir işçilikle ve dolaylı tarihsel verilerle destekli bir şekilde okuyup, bu konunun İslam üzerinde bir baskı ve iftira kampanyasına dönüştürülmesini engellemek isterler.

Dediğimiz gibi bu tarihçiler, farklı kronolojilerden hareketle 17–18 ihtimalini mümkün görür. Bu görüş hadis inkârı değildir.

Birinci görüşün özeti şu:
Hz. Ayşe’nin nişan yaşının 6, evlilik yaşının 9 olduğuna dair rivayetler, İslam’ın klasik kaynaklarında vardır.
(ki evet gerçekten var ve bu rivayetler, sahih ve üzerinde tartışma olmayan hadislerden oluşuyor.)

Üzerinde tartışma yoksa, biz neyi tartışıyoruz? Dur, açıklayacağım. Sabırlı ol lütfen.

Birinci görüşün savunucusu olan Hadisçiler (aslında savunma gereği bile duymamışlar) dediğimiz alimler, 6-9 yaşlarında bu yapılan evliliğin, bugünün dünyasıyla birebir aynı şartlarda yaşanmadığını, o dönemde çocukluk anlayışının çok farklı olduğunu, O dönem evliliklerinde iki bireyden daha ziyade ailelerin kararları üzerinden yürüdüğünü, o zamanlar bugünkü ahlâk kavramlarının olmadığını söylerler.

İkinci görüşün sahibi olan tarihçilerin (tarihselci değil, tarihçi. Aman diyeyim, tarihselcilerle karıştırmayın) bakış açısına göre ise, Hz. Ayşe’nin evlilik yaşının 17-18 olduğuna inanılır.

Gerekçelerini sunarken de, kesinlikle Hadis alimlerinin delilleri olan hadislerin sıhhatine, sağlamlığına dil uzatmazlar.

Sadece, o hadislerdeki maksadı izah etmeye çalışırlar
ve
Hz. Ayşe’nin birebir kendi ağzıyla zikrettiği 6-9 yaşlarının, ergenlik yaşından itibaren saydığınızda (o dönemde kız çocukları ergenlikle değer kazandığı ve böyle bir adet olduğu iddiasıyla) evlilik yaşının 6-9 olamayacağı,
Hz. Ayşe’nin ablası Esma ile arasındaki 10 yaş farktan yola çıkarak kesinlikle 17-18 yaşında evlendiği,
Hz. Ayşe’nin peygamberimizden önce de biriyle nişanlı olduğunu ve bu durumda ilk nişanlığının 6 yaşından da önce olmasının mümkün olamayacağı,
Hz. Ayşe Mekke dönemine dair (hatta bazıları doğumunun öncesinde olan) birçok olayı (bazıları da neredeyse 2-3 yaşındayken anlaması mümkün olmayan olayları) etrafına anlatması,
Namazın Miraç öncesi iki rekât olduğunu söylemesi,
Hz. Ayşe’nin Fil Vakası’ndan 40+ yıl sonra doğmuş sağ kalan kişileri görmüş olması,
Babası Hz. Ebû Bekir’in Habeşistan’a gitmeyi düşündüğünü sonra vazgeçtiğini henüz 1–2 yaşında anlatıyor olmuş olması,
Kendisinin 614 olan doğum tarihinden önce gelen vahyin ilk baskı yıllarını (611), o korkuyu, evdeki atmosferi, Hz.Ebubekir ile Paygamberimizin görüşmelerini aktarması,
ve
Hz. Ayşe’nin annesinin, babasının, kardeşinin ve arkadaşlarının yaşlarıyla karşılaştırması,
Peygamber'in, Esma binti yezid ile Hz. Ayşe'ye siz akransınız demesi
gibi delilleri öne sürerek evliliğin 6-9 yaşlarında yapılmasının olamayacağını, aksine 17-18 yaşlarında gerçekleştiğini söylüyorlar.

Hadisçiler savunma gereği duymamışlar dedin biraz önce, neden?

Bunlar klasik dönem hadisçileridir ve gerçekten de modern tarihçilerin Hz. Ayşe konusundaki evlilik yaşıyla ilgili kaygılarını hiç duymamışlar.
Hicrî 2. ile 5. yüzyıllar arasında (750–1100) yaşayan bu hadisçiler, 6-9 yaş ile ilgili rivayetleri “ahlaken nasıl algılanır” kaygısından çok “sahih mi değil mi” zihniyetiyle incelemişlerdir.
“Bu söz söylenmiş mi? Bunu aktaran kişi güvenilir mi? Zincirde kopukluk var mı?” sorularının cevaplarına odaklanmışlardır.

Günümüz tarihçilerinin Hz. Ayşe’nin yaşıyla ilgili belgelerle, Hz. Ayşe’nin Mekke hatıralarıyla, kronolik ve psikolojik gerilimlerle hiç ilgilenmemişler ve bu meseleyi problemleştirmemişlerdir. Neden?

Çünkü onlar, geçmişin bugünün gözlüğüyle yargılanacağını akıl edememişler. Kim edebilirdi ki?

Şayet akıl etselerdi, muhtemelen bugünkü tarihçilerin iddialarına karşı,
Sahih hadislerin varlığını öne süreceklerdi.
Kızların yaşının, Dar’ün-Nedve’deki törenlerle ergenlikten itibaren sayılmaya başlanmasına dair tek bir sahih tarih kaynağı yoktur diyeceklerdi.
Hz Ayşe’nin peygamberimizden önceki nişanının, bugünün beşik kertmesi gibi aileler arasında, çocuklar doğar doğmaz verilen bir sözden ibaret olduğunu söyleyeceklerdi.
Mekke dönemine dair hatıraları için de bunların hepsinin bir kısmının çocukluk hatırası, bir kısmının da çok küçükken yaşadığı evde sürekli anlatılan aile hikâyeleri olduğunu söyleyecek ve tarihçilerin önüne kapı gibi sahih hadisleri koyacaklardı.
“Ben Mekke’de sokakta oynayan bir kız çocuğuyken, Kamer Suresi’nin ‘Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı’ ayeti nâzil oldu.” hadisinin 6-9 yaş söylemini desteklediğini çünkü Kamer suresini hicretten yaklaşık 5 yıl önce miladi 617 yılında nazil olduğunu ve bu tarihte Hz. Ayşe’nin 3 yaşında olup çocukluk yaşına (2–4 yaş) tam oturduğunu söyleyeceklerdi.
Klasik hadisçiler Esmâ üzerinden “yaş” hesabı yapmazdı.
Klasik hadisçiler, modern bir ahlâkî kriz algısı olsaydı bile Esmâ üzerinden yaş hesaplaması yapmayacaklardı ve rivayeti reddetmeden, onu bağlam, maslahat ve genelleme yasağı çerçevesinde okuyacaklardı.
Hz. Ayşe’nin kendi ağzından açık 6-9 yaş beyanı varken, sahih ve sarih rivayeti, dolaylı bir kronolojiyle iptal etmezlerdi.
Esmâ bint Ebû Bekir’in yaklaşık yaşı ve yuvarlak rakamlarını, rivayete tercih etmezdi.
Klasik hadisçiler “Bu rivayet Peygamber’e zarar verir mi?” diye düşünmezdi çünkü bunu usûl dışı bulurlardı.
Onlar bu 6-9 rivayetini MASLAHAT ve BAĞLAM üzerinden okuyarak, bu bilgi hüküm üretmez, genelleme yapılamaz, özel bir tarihsel durum olduğunu ve bugünle kıyas edilemeyeceğini söylerdi.
O zamanın ahlaki şartlarını konuşurlar, Örf – Maslahat -Toplumsal yapıyı önceleyerek rivayeti inkâr etmeden, ahlaki genellemenin önünü kapatırlardı.
Olayı yaşayan, başkasından daha iyi bilir ilkesi gereğince; Esma’nın yaş hesaplamaları, sahih rivayetleri geçersiz kılacak güçte değildir derlerdi.
“Ayşe’nin evlilik yaşıyla ilgili sahih rivayetler açıktır. Esmâ’nın yaşıyla ilgili bilgiler ise takrîbîdir. Takrîbî tarih, sahih rivayeti iptal etmez” diyeceklerdi.

Peki neden bunları deme gereği bile hissetmemişler?

Dedik ya gelecekte, geriye dönük ahlak okumalarının olacağını akıl edememişler.
Çünkü Hz. Ayşe’nin evliliği kendi döneminde ahlâkî bir kriz değildi.
Toplumsal, biyolojik ve kültürel bağlamda normaldi.
Çağdaşları hatta düşmanları tarafından bile bir kere bile ayıplanmadı.
Müşrikler ve Yahudiler, Peygamber’i başka şeylerle itham ederken, bu evliliği bir kere bile gündeme getirmedi.
Hadisçiler için bu 6-9 rivayetleri, biyografik bir bilgi idi, savunulması gereken bir kriz değildi.

Klasik hadisçiler döneminde ne modern pedofili kavramı vardı ne de bu rivayetler ahlâkî bir kriz olarak algılanıyordu.
Pedofili, 1800’lü yıllardan sonra ortaya çıkan son dönem psikiyatri ve hukuk kavramıdır.
Klinik, travma, rıza, güç asimetrisi gibi modern çerçevelere dayanır.

Ne Mekke’de, ne Avrupa’da böyle kavramlar yoktu.
Dolayısıyla “problem” olarak da kodlanmamıştı.

Klasik hadisçiler, bugün problem olarak addedilen bu soruları doğal olarak sormuyorlardı.
Erken yaş evlilikleri, ayıplanan sorgulanan bir pratik değildi.

Evlilik, aile merkezli, biyolojik olgunluk temelli ve örfe bağlıydı.
Bu yüzden Peygamber savunusu ihtiyacı doğmadı ve Esmâ üzerinden yaş hesaplama gibi uzlaştırma arayışlarına girilmedi.

Sahabe döneminde küçük yaşta (ergenlik civarı) başka evlilik örnekleri de vardır; bu, istisna değil, dönemin toplumsal pratiğinin bir parçasıdır.

Sadece sahabe dönemi değil, Roma, Pers (Sasani) ve Orta Çağ Avrupa’sında tarih kitaplarında çokça zikredilen meşhur evlilikler vardır.

Roma hukukunda yasal evlilik yaşı 12 idi.
Kral Henry VII’nin annesi Margaret Beaufort 12 yaşında evlendi.
II. Richard'ın eşi İngiltere Kraliçesi Valoisli Isabella, 6 yaşında evlendi.
Kral III. Henry'nin karısı kraliçe Eleanor, 12 yaşında evlendi.
Orta Çağ Avrupa’sında Kilise hukukuna göre evlilik yaşı 12 idi.
Bu yaşlar, hukukî, toplumsal ve dini olarak meşru sayılıyordu.

Yani sürekli İslam’ın gündemde tutulmasına rağmen, erken yaş evliliği sadece Mekke bölgesine özgü değildir.

Pedofili gibi modern, patolojik bir kategoriyle, o dönemin evliliklerini etiketlemek tarihsel olarak isabetsizdir.

O zamanın ahlâkî hassasiyetleri farklı bir bağlamda şekillenmişti.
Bugünkü sorular, bugünkü bilgi ve kavramlarla ortaya çıktı.
Bu, ahlâk eksikliği değil, tarihsel bağlam farkıdır.
Ama tüm bu söylediklerimiz durum tespiti içindir, yoksa bugün için doğru veya meşru olduğu anlamına gelmez.

Bugünün İslam tarihçileri bunu neden “problem” ediyor?

Çünkü, bugün bunu problem yapan şey olayın kendisi değil.
Bilgi ve ahlaki norm setinin değişmiş olmasıdır.

Tıpkı kuzen evliliğini bugün hâlâ normal görmemiz ama gelecekte bunun problemli sayılabilecek olması gibi.

Hz. Ayşe’yi bugünün ahlâkıyla yargılamak ne kadar anakronikse ve yanlışsa, gelecek nesillerin de bizi kuzen evlilikleri üzerinden yargılaması, sapılıkla itham etmesi de o kadar mümkün ve yanlış olacaktır.

Zira; Ahlâkî yargı, bilgi ve bağlamdan bağımsız değildir.

Biz bugün, Hz. Ayşe meselesinde geçmişi yargılarken; gelecek nesiller de bizi, kuzen evlilikleri üzerinden yargılayabilir.

Ya geçmişi bugünün normlarıyla yargılamayı bırakacağız ya da geleceğin bizi yargılamasını meşru kabul edeceğiz. Üçüncü bir yol yok.

Bugün kuzen evliliklerini “kültürel tercih” ve “makul risk” olarak görüyoruz.
Ama gelecek nesiller, daha ileri bir genetik bilgiyle bize şunu diyebilir:
“Nasıl olur da bile bile genetik risk varken çocuk sahibi olmuşlar? Hem çocukluğundan beri kardeş gibi büyüdüğü insanlara cinsel yönelim göstermek ne menem bir sapıklıktır ve aklaksızlıktır? Nasıl olup da bu sapıklığı normal karşılamışlar?”

Sen şu an kuzen evliliğini nasıl ki makul buluyorsan, zamanda yolculuk yapıp geri gitseydik, o dönemde de 9 yaş evliliklerini o zamanın şartlarına göre makul bulacak olanları görmüş olacaktık.

Geçmişi bugünün bilgisiyle yargılarsan; gelecek de bizi, bizim bilmediğimiz bir bilgiyle yargılayacaktır.

Geçmişi mutlak kötülemek de bugünü mutlaklaştırmak da entelektüel bir hatadır. Ahlâk, bilgiyle birlikte değişir. Bilgi değiştiğinde, yargı standardı da değişir.

"Geçmiş kötüydü, biz iyiyiz, gelecekte daha iyisi olacak." diyemeyiz.
Hayır! Ahlâkî yargılar bağlama bağımlıdır.

Günümüz geniş ailesinin çekirdek aileye evrilmesi, toplumun kırsaldan kente kayıp modern şehirleşmeye dönüşmesi, evliliklerin akrabalık ittifaklarından bireysel tercihler halini alması ve genetik risklerin abartıldığı tıbbî söylemlerin bir sonucu olarak, kuzen evlilikleri yavaş yavaş ayıplanmaya, sağlıksız ve bilimdışı bulunmaya başlanıyor. Genetik riskler abartılı ve genellenmiş bir şekilde sunulmaya başlandı ve artık kamuoyunda, neredeyse kuzen evliliğini hasta çocuk ile özdeşleştiren basitleştirici bir algı oluştu. Bu algı da yavaş yavaş ahlaki bir yargıya doğru gitmekte..

Tarihçilerin motivasyonu ne? Neden 17-18 yaşı bu denli savunma gereği duyuyorlar?

Günümüzde bu mesele üzerinden, İslam’a düşmanlık besleniyor olmasına karşı gelişen bir “Peygamber’i savunma” refleksi diyelim.
Batı’dan esen şiddetli modern ahlâk baskısına cevap üretme çabası da diyebiliriz.
Savunulabilir bir tarih üretme kaygısı da diyebilirsiniz.

Peki haklı olma ihtimalleri var mı?

Elbette var. Zaten olmasaydı, İslami camiadaki iki farklı görüşten birisi olamazlardı.

Bu konudaki gerçeği Allah’tan başka kimse bilemeyecek zira bu evliliğin yapıldığı tarihlerde bu konu hiç tartışılmamış.
Klasik dönemde ne pedofili kavramı vardı ne de bu bir ahlâkî krizdi.
O dönemde çocukluk anlayışı bugünden çok farklıydı.
Bu yüzden hadisçiler “savunma” ihtiyacı hissetmedi.
Klasik hadisçiler bu anlatıları bugünkü tarihçiler gibi ince eleyip sık dokumadılar; çünkü onları buna zorlayan ahlâkî, psikolojik ve toplumsal bir kriz yoktu.
Bu bir eksiklik değil, bağlam farkıdır.
Eğer Kalsik İslam Alimleri arasında bazıları bunu bir problem olarak görüp tartışsaydı, o zaman elimizde bazı kanıtlar olabilirdi.
Ancak geçmişte, en azılı İslam düşmanlarının bile tartışma konusu yapmadığı bir mevzuda bugün gördüğünüz gibi sayfalarca yazmak zorunda kalıyoruz.

Peki günümüzde 9 yaş evliliğine İslam nasıl bakıyor?

Günümüzde 9 yaş evliliği zulümdür.
Çünkü İslam yaş sınırı koymaz.
Maslahat ilkesini esas alır. Zarar doğuran şeyleri haram sayar.

Bugünün çocukları, eskinin küçük-yetişkinleri gibi değildir.
Dolayısıyla 9 yaş evliliği, zarar doğuracağı için İslam açısından da caiz değildir.

Modern yaş sınırı, ahlâkın keşfiyle değil; sanayileşme, zorunlu eğitim, psikoloji ve çocuk hakları bilincinin gelişmesiyle ortaya çıktı.

18 yaş biyolojik bir mucize değil, modern toplumun koruyucu bir uzlaşısıdır.
Bu yüzden bugünün sınırlarını geçmişe, geçmişin pratiklerini de bugüne birebir taşımak tarihsel olarak hatalıdır.

Antik ve Orta Çağ’da, “Çocukluk” çok kısa bir dönemdi.
Ergenliğe giren çocuk, yetişkin sayılıyordu.
Hayat beklentisi düşüktü.
Ortalama yaşam 30-35 seneydi zaten.

İnsanlar o çağlarda, günümüzdeki uzun çocukluk dönemlerini deneyimleyecek kadar uzun yaşamıyordu. Toplum, bireylerden değil, aile ve soy üzerinden yürüyordu.

Bu yüzden biyolojik olgunluk ve fizyolojik görünüm, sosyal hayatta rol alabilmek için yeterli oluyordu.

Modern dünyada ise, çocukluk uzun bir döneme yayıldı.

Psikoloji, pedagoji, eğitim bilimleri, travma bilinci çalışmaları, gelişim psikolojjisi, çocuk istismarı araştırmaları gelişti.

Beden olgunluğu ile zihinsel olgunluk, birbirinden ayrıldı.
Ergenliğe girse bile, insanlar hala çocuk olarak tanımlanmaya başladı.

Sanayi devriminden sonra, çocuk işçi kavramı ortaya çıkınca, buna tepki olarak eğitim zorunlu hale geldi.
Çocuklar çalışma hayatının dışında bırakıldı.
Çocukları koruma yasaları birer birer çıkmaya başladı.
Sonrasında ise oy kullanma, sözleşme yapma ve evlilik için yaş eşikleri konuşdu.

Bu eşik evlilik için 18 oldu.
“Çocuk yetişkin” kavramı tarihe karıştı.
Çocuk korunması gereken bir varlık haline geldi.

Çocuk, istediği kadar ergenliğe girmiş olsun ve fizyolojik olarak da gelişkin olursa olsun, kendi adına bağlayıcı karar veremez denildi ve hukuki ehliyetin yaşı minimum 18 oldu.
Pedofili kavramı da bu bilimsel çerçevede, modern klinik bir tanım olarak ortaya çıktı.

Bu, önceki toplumların “ahlâksız” olduğu anlamına gelmez;
sadece farklı bilgi düzeyinde olduklarını gösterir.

Özet olarak, modern yaş sınırı, ahlâkın keşfiyle değil; sanayileşme, zorunlu eğitim, psikoloji ve çocuk hakları bilincinin gelişmesiyle ortaya çıktı.

18 yaş biyolojik bir mucize değil, modern toplumun koruyucu bir uzlaşısıdır.

Bu yüzden bugünün sınırlarını geçmişe, geçmişin pratiklerini de bugüne birebir taşımak tarihsel olarak hatalıdır.

“Ortaçağ’da araba henüz icad edilmemişken, ‘ehliyet yaşı neden yoktu?’ diye sormak kadar mantıksızdır.

Psikoloji 19. yy , Çocuk gelişimi 20. yy, Travma bilimi 1970 sonrasında ortaya çıkmışken, Orta Çağ’da bunlar neden yoktu demek anakronizmdir.

O çağlarda, MR yok, ultrason yok, doğum ve anne-bebek ölüm istatistiği yok, psikolojik takip yok, ama sanki tüm bunlar varmış gibi geçmişi bugünün teknolojisi ve bilgisi ile sorgulamak var, öyle mi ? Orta Çağ’da ultrason vardı da, biz mi girmedik!

Kardeşim! Bügün çocuk dediğiniz bireyler, Orta Çağ’da ev geçindiriyordu, çalışıyordu, savaşa gidiyordu.

Ergenliğe giren, yetişkin olarak görülüyordu o günün şartlarında. Çocukluk daha icat edilmeden, çocuk hakları ihlali konuşulamaz.

Bugün cep telefonunu evde unuttuğun zaman, geri dönüp telefonunu alıyorsun, iki adımını bile telefonsuz atamıyorsun, değil mi? Bundan 200 yıl sonra yaşayan insanlar, seni beynine çip taktırmayacak kadar cahil olarak yargılasa, hoşuna gider miydi?

Bugünün ahlâkı, bugünün bilgisiyle mümkündür. O bilgi yokken aynı ahlâkı talep etmek, araba icad olmadan, ehliyet sormak gibidir.

Mesela, 18. yüzyılda doktorlar ellerini yıkamadan (o günün tıp bilgisine göre gerekmediği için) doğuma giriyordu. Binlerce anne bu yüzden mikrop kaptı ve öldü. Bugün o doktorlara katil diyebilir miyiz?

Neymiş? Ahlâkî yargı, bilgi ve bağlamdan bağımsız çalışmazmış. Zarar bilinmiyorsa, aynı ahlâkî kategoriyle yargılama yapılamaz.

Başa dönersek, İslam yaş sınırı koymaz.
Biyolojik ergenlik, aklî ehliyet, tarafların rızası ve maslahat (fayda ve zararsızlık) ilkesini esas alır.

Yani zarar doğuran şeyi haram sayar. Fayda doğuran şeyleri de teşvik eder.

Değişen şartlara göre hükmünü değiştirmese de uygulama şeklini değiştirebilir ki bu İslam fıkhının canlılığından kaynaklanır.

Bugünün dünya şartlarında, insanoğlunun 9 yaşlarında evlenmesi zarar doğuruyorsa ki öyledir, buna İslam da maslahat ilkesi gereği bugünün dünyasında izin vermez.

Neden zarar veriyor?
çünkü günümüzde çocuğun eğitimi daha ergenliğe girdiği yaşlarda yarım kalıyor,
psikolojik zarar oluşuyor,
yaş 9 olduğu için rızasını almak fiilen mümkün olmuyor,
karı koca arasında güç eşitsizliği doğabiliyor.

Geçmişte sorun teşkil etmeyecek bu parametreler, modern dünyada artık bir sorun teşkil ediyor.

Bir soru ? Mutlaka aklınıza gelmiştir.

Burada hiç değinmeyebilirdik, ama elbette ki sorulardan kaçacak halimiz yok.

Soru şu: Madem maslahat değerlendirmesi teorik olarak zamana bağlıdır, gelecekte şartlar yine eski şartlara dönerse, o zaman yine 9 yaş evliliği caiz olabilir mi?

Cevap: “Halamın bıyıkları olsaydı…” şeklinde başlayan bir soru kadar soyut ve mantıksız bir soru bu. Evet, hükmün uygulaması bağlama göre değişebilir ama modern toplumun yapısal şartları göz önüne alındığında, bu zararın gelecekte ortadan kalkması hiç mümkün değildir.

Maslahat teorik olarak değişebilir; fakat modern dünyanın yapısal gerçekliği içinde 9 yaş evliliğinin zararsız hâle gelmesi fiilen mümkün görünmemektedir.
İslam yaş değil zarar üzerinden konuşur.
Bugün 9 yaş evliliği zararlı olduğu için caiz değildir.

Mesela “son peygamber geldi, başka gelmeyecek” dendiği halde, hala “varsalım ki başka bir peygamber daha gelseydi” diye başlayan bir soru sormak kadar gerçekliği olmayan soru bu.

Kimse gelecekte çocuk evliliği olacak demiyor.
Ama şunu soruyorum: Eğer bugünün ahlâkıyla geçmişi yargılamak meşruysa, neden bugünün ahlâkı da gelecekteki ahlak tarafından yargılanamasın?

Eğer bu seni rahatsız ediyorsa, sorun aslında varsayımda da değil, anakronik yargı yönteminin kendisindedir.
Eğer anakronizm meşruysa, herkes için meşru olmalı.

Modern ahlak, gemişi yargılama hakkını kendinde görüyorsa, gelecek tarafından yargılanmayı da kabul etmeli.

Peki ya gelecek, bugünün ahlakını hiç beklemediğiniz bir şekilde yargılarsa?

Biz diyoruz ki ne gelecek bugünü yargılasın, ne de bugün geçmişi !

Vesselam…

Bitmedi!

Öyle mi? Sor o zaman!

Soruyorum: Maslahat, Nasları askıya alabilir mi?

Hayır, Maslahat, Nassı kesinlikle iptal etmez.
Sadece nassın uygulanışını sınırlayabilir.
Hüküm sabittir, şartların oluşmadığı zamanlarda ise uygulamaya geçmez.

“Nass” nedir? Kur’an veya sahih Sünnetle açıkça sabit bir hükümdür.
“Maslahat” nedir? Dinin amaçlarını (can, akıl, nesil, mal, din) koruyan kamu yararıdır.

Dediğim gibi; maslahat, nassın hangi şartta, nasıl uygulanacağını belirler.

Mesela, nassa göre hırsızın eli kesilir.
Ama kıtlık varsa, (Hz.Ömer’in yaptığı gibi) maslahata binaen (hüküm iptal edilmeyecek şekilde) uygulanmaz.

Çünkü şartlar oluşmamıştır.
Gördüğün gibi şartlar oluşmadığı için hüküm uygulanmadı, tıpkı evlilik yaşında olduğu gibi.
Ehl-i sünnet usûlü böyledir.

Peki örf diye bir şey vardı. O ne?

Örf, toplumda yerleşmiş, süreklilik kazanmış, “normal” kabul edilen uygulamalardır.
Örf, hükmün uygula biçimini belirleyebilir. Örf, nassı iptal etmez, haramı helal, helali haram yapmaz.

Maslahat ile örf ilişkisi ne ?

Maslahat, nedenini sorgular.
Örf ise nasılını belirler.

Yani maslahat, bu toplum için faydalı mı değil mi diye sorarken;
örf, bu toplum, bunu nasıl yaşıyor diye sorar.

Örf, maslahatın, hayata yansıma biçimidir.
Örf, nassa aykırı olmadıkça, hüküm vermede dikkate alınır.

Mesela,
Nassa göre Evlilik caizdir.
Örf ve maslahat ne diyor? Günümüz toplumunun şartlarında 9 yaş zarar veriyor. O zaman 9 yaş evliliği men edilir.
Ama bakın! nass, hala geçerli, evlilik hala caiz.

Bir başka örnek:
Nassa göre Örtünmek farzdır.
İki de ana kuralı var:
1. hatları belli etmemesi
2. içini göstermemesi.

Örf ve maslahata göre, bir ülkede çarşaf yaygınsa, çarşaf giyilebilir. Diğer ülkede pardesü çoklukla giyiliyorsa pardesü, cübbeyse cübbe, feraceyse ferace, etek ceket ise etek ceket, başka bir bölgede daha farklı iki parçalı giymek yaygınsa iki parçalı giyilebilir.

Hüküm değişti mi?
Değişmedi: Hatlar belli değil ve içini göstermiyor.
O zaman bulunduğun yerin örfüne göre, istediğini giy.

Peki ya icma ve kıyas ? Onlar bu işin neresinde kalıyor?

Tamam icma ve kıyası da dahil ederek, Hz. Ayşe meselesine dair bir vaka çalışması yapalım istersen.

Konu: Bu evlilik bugün nasıl anlaşılmalı, bugün için ne ifade eder?

Maslahat (amaç ve sonuç)
Maslahat ilkesi şunu sorar: “Bu uygulama insan için fayda mı, zarar mı doğurur?”
Asr-ı Saadet’te: Eğitim kısa, Toplumsal yapı sade, Aile güçlü, Ergenlik yaşı erken, Kadın sosyal hayata çok erken giriyor. Zarar tespiti yok. Maslahat mevcut.
Bu yüzden: O çağın bağlamında bu evlilik meşru ve sorun üretmeyen bir uygulamaydı.

Bugün: Eğitim uzun, Psikolojik gelişim geç, Ekonomik bağımsızlık geç, Eşler arası güç dengesizliği yüksek. Zarar açık. Maslahat yok. Maslahata bianen, bugün 9 yaş evliliği caiz değildir.
________________________________________
Örf (toplumsal normal)
örf şunu sorar: “Toplum bunu nasıl algılıyor?”

Asr-ı Saadet’te: Ergenliğe girer girmez evlilik normal, Ayıplama yok, Skandal yok, İtiraz yok. Örf’e uygun.

Bugün: 9 yaş evliliği ayıp ve zararlı, Toplum vicdanı reddediyor, Hukuk yasaklıyor. Örf men ediyor
Örf değişince uygulama değişir, ama geçmiş ahlâksız ilan edilmez.
________________________________________
İcmâ-i Ümmet (en kritik eşik)
icma şunu belirler: “Müslümanların ortak tutumu nedir?”

Tarih boyunca: Hiçbir Sünnî mezhep “Bu evlilik ahlâksızdı” dememiştir. Bu konuda fiilî icmâ (aynı görüşte birleşme ) vardır. Asr-ı Saadet bağlamında bu evlilik meşrudur.

Günümüzde: Âlimlerin ortak kanaati olarak, bugün 9 yaş evliliği caiz değildir. Birçok İslam ülkesinde devlet eliyle yasaklanmıştır. Günümüz şartlarında, yeni bir bağlamda, yeni bir icmâ vardır.
________________________________________
Kıyas (aklî genişletme, mukayeseli hüküm)
kıyas şunu sorar: “Benzer durumda hüküm ne olurdu?”

Kıyas mantığı: Eğer bir uygulama zarar doğuruyorsa, eşlerin rızası fiilen yoksa, güç dengesizliği varsa haramdır.
Bugün: 9 yaş evliliği açık bir zarardır.
Kıyas sonucu: Bugün bu evlilik caiz değildir

Kıyas geriye işletilir mi? HAYIR. Geçmiş, kendi şartlarıyla değerlendirilir.

Sonuç:
Hz. Ayşe evliliği kendi bağlamında meşrudur.
Bugün aynı uygulama caiz değildir.
Bu iki cümle birbiriyle çelişmiyor mu? Hayır, çelişmez.
O kadar anlattık, hala mı bu soruyu soruyorsun? Aşk olsun.

Tekrar ediyorum. Hz. Ayşe evliliği, kendi zamanında maslahat, örf, icmâ ve kıyas bakımından meşruydu; bugün ise aynı usûl araçlarıyla caiz değildir.

Sorun evlilikte değil, bağlamı yok saymaktadır.

Peki, İslam evrensel değil miydi?
Sanki bu anlattıklarınızdan; yani örf, maslahat, icma, kıyas falan nassların uygulanması erteliyor, geciktiriyor, şeklini değiştiriyor derken; sanki tarihselciler haklıymış gibi bir durum ortaya çıkmıyor mu?

Sen de az değilmişsin. Yumuşak karnıma vurdun. Pekala cevap geliyor.

Hayır, dediğin gibi bir durum çıkmıyor. Bu dediklerin İslam’ın evrenselliğiyle çelişmez ve
bizi “tarihselci” yapmaz.

İSLAM, EVRENSELDİR.
Zira evrensel olmak; ilkeyi, amacı ve adaleti sabit tutarken, uygulamanın şartlara göre değişebilir olmasıdır.

Tarihselcilik ise bambaşka bir şeydir.
Tarihselciler şunu söyler: “Bu nass sadece o döneme aitti, bugün bağlayıcı değildir.”
Bunu dediğin zaman, nassın otoritesini sarsmış olursun ve Kur’an’ı tarihe hapsedersin ki bu, Ehl-i sünnet çizgisi değildir.

Ehl-i sünnet çizgisi der ki Nass evrenseldir, ama nassın hayata taşınma biçimi de zamanın şartlarına, örfüne, maslahatına ve bağlamına tabidir.
Usül budur.
Evrensellik de tam olarak burada ortaya çıkar.
Eğer İslam her çağda, her toplumda aynı biçimde uygulanmak zorunda olsaydı, evrensel değil yerel olurdu.
Maslahat ve örf, nassın hayata adapte etme araçlarıdır.
Nassı iptal etmez, bu hüküm artık yok demez, haramı helal, helali haram yapmaz.
Sadece Nassın nasıl, ne zaman, hangi şartta uygulanacağını belirlerler ve Nassın maksadını korurlar.
Tıpkı, Hz. Ömer’in kıtlık yılında hırsızlık haddini uygulamaması gibi.

Madem öyle, yani madem İslam yerel değil ve evrensel…

Sağlam bir soru daha geliyor sanırım 😊

Dur bir dakika, dikkatimi dağıtma. Madem evrensel, o zaman ezan neden her toplumun yerel dilinde okunmamış? Ya da namazda ayetleri neden kendi dilimizde okuyamıyoruz?

Cevabı şöyle. İbadet dili (namaz, ezan, Kur’an tilaveti) Arapça olarak korunmuştur.
Bunun sebebi, İslam’ın mesajını tek bir evrensel, ortak dil üzerinden muhafaza etmek ve anlamın bozulmasını önlemektir.

Günlük hayat, örf, kültür, hukuk ve sosyal uygulamalar maslahat ve örfe göre değişebilir.
Ama ibadetlerin şekli, Kur’an’ın lafzı, ezan gibi unsurlar değişmez.

Çünkü İslam evrensel olduğu için;
ibadet dili sabit tutulur ki Müslümanlar arasında ortak bir bağ ve kimlik oluşsun.

Aksi taktirde, başka bir ülkeye gittiğinde, Malay dilinde ezan okununca, onun ezan olduğunu anlamayabilirsin ve namazı kaçırabilirsin.

Ayrıca ezan sadece bir çağrı değil, aynı zamanda İslam’ın kimliğini yansıtan bir semboldür.
Bu yüzden lafzı Arapça olarak sabit tutulmuştur.
Kilise Çan’ı gibi düşün.
Dünyanın her yerinde çan çalar, sen hangi ülkede çan yerine bateri çaldıklarını gördün?
Çan da kilisenin alamet-i farikasıdır.
Tıpkı ezanın, İslam’ı diğerlerinden farklılaştıran ayırıcı bir vasfı olması gibi..

Kur’an neden Arapça inmiş peki ?

Kur’an Arapça inmiş işte. Ne var bunda?
Neticede bir dilde inecekti ve bu dil Allah tarafından Arapça olarak seçilmiş.
Çeviriler, anlamı aktarır ama Kur’an’ın kendisi değildir.
Metnin farklı dillere çevrilmesi, zamanla anlam kaymalarına ve yorum farklılıklarına yol açabilir.

Arapça ibadet dili, bu riski ortadan kaldırır.
Namazda okunan ayetler, Kur’an’ın lafzıyla birebir okunur.
Bu önce birlik ve evrensel kimlik sağlar.
Dünyanın neresinde olursan ol, Müslümanlar aynı lafızlarla ibadet etmesi, onları birleştirir ve kaynaştırır.
Bu, evrensel bir bağ demektir.

Bitti mi?
Bitti…

Aşağıda Hz. Ayşe’nin evlilik yaşıyla ilgili olarak en çok atıf yapılan rivayetleri, kaynaklarıyla ve metin özetiyle yorumsuz, çıplak, şerhsiz, ham haliyle veriyorum. İstiyorsan bakabilirsin:
Rivayet 1 - Kaynak: Sahih Buhari, Nikâh, 38
Hz. Ayşe (r.a.) şöyle demiştir:
“Resûlullah ﷺ benimle altı yaşımda iken nikâhlandı, dokuz yaşımda iken benimle zifafa girdi ve onunla dokuz yıl birlikte yaşadım.”
________________________________________
Rivayet 2 - Kaynak: Sahih Buhari, Menâkıbu’l-Ensâr, 44
“Peygamber ﷺ benimle ben altı yaşındayken evlendi. Medine’ye geldik. Ben hastalandım, saçlarım döküldü. Sonra iyileştim. Annem beni çağırdı. Beni bir odaya götürdü. O sırada ben dokuz yaşındaydım.”
________________________________________
Rivayet 3 - Kaynak: Sahih Müslim, Nikâh, 69
Hz. Ayşe (r.a.) şöyle demiştir:
“Resûlullah ﷺ benimle altı yaşımda evlendi, dokuz yaşımda zifafa girdi.”
________________________________________
Rivayet 4 - Kaynak: Sahih Müslim, Nikâh, 70
“Resûlullah ﷺ benimle ben altı yaşındayken nikâhlandı. Dokuz yaşındayken benimle zifafa girdi. Onun yanında dokuz yıl kaldım.”
Bu rivayetlerin tamamı:
• Hz. Ayşe’den gelmektedir (tek ravi kanalı).
• Aynı yaş bilgilerini tekrar eder: 6 – 9
• Sahih Buhari ve Sahih Müslim’de yer alır.
• Hadis usulüne göre “müttefekun aleyh” olmasa da en üst sahih kategoridedir.
• Bu yüzden hadisçiler, bu rivayetler teknik olarak reddedilemez bulmuşlardır.

bottom of page