11. Soru
Büruc suresi 21-22. ayetlerde ve Kur’an’ın birçok yerinde geçen “Levh-i mahfuz” Kur’an-ı Kerim’e göre kainatta olmuş veya olacak olan her şeyin eksiksiz olarak yazılı olduğu Allah katında bir kitaptır. Bu kitapta şu an bu yazıyı okuduğunuz dahi yazmaktadır, ve siz daha doğmadan önce yazılmıştır.
Enam suresi 59. ayet’e göre bir yaprağın yere düşüşü dahi bu kitapta yazılıdır. Buna göre; önünde içki şişesi duran bir insan düşünelim. Bu kişi içkiyi içip içmeyeceğine henüz karar vermemiş, yani içip içmeyeceğini kendisi bile bilmiyor, ancak Levh-i Mahfuz da onun içkiyi içip içmeyeceği çoktan yazılı bile! Bu kişinin Levh-i Mahfuz da yazılı olanın dışında hareket etmesi imkansız ise bu kişi neden cezalandırılır? Bu kişi sadece Allah’ın kainatta onun için yazdığı rolü oynamıyor mu? Aksini yapmasının mümkün olmadığı, Allah tarafından kendisine yazılan bu rolü oynadığı için neden cezalandırıyor?

Cevap
İddia şu:
“Allah, Levh-i Mahfuz’da her şeyi önceden yazdıysa, ben zaten başka türlü davranamazdım.
O zaman, yapmaya mecbur bırakıldığım şeyler için neden sorumlu tutuluyorum?”
Bu soru en sık karşılaştığımız, ama cevaplaması en kolay sorulardan biridir.
Aslında tadını çıkara çıkara da cevap vermek vardı ama uzatmadan tek cümlede özetleyelim:
Allah yazdığı için sen yapmıyorsun; sen yapacağın için Allah onu oraya yazmış oluyor.
Senin ne yapacağını bilmeyen bir Allah olabilir mi ?
Allah dediğin, senin ne yapacağını da bilir zaten.
Allah'ın tanımını yapmak, bize mi kaldı?
Allah, kendini Kur'an'da tanımlamış tanımlayacağı kadar zaten.
Eğer inandığın Allah’ın gerçek bir Allah olmasını istiyorsan; bırak da senin “insan beyninle” sınırlarını çizeceğin bir Allah olmasın, değil mi?
Eğer zanlarından türettiğin, kendin oturup uydurduğun, sonra onu konuşturmaya kalktığın, onun adına hükümler uydurduğun bir Allah’a inanmak istiyorsan, o zaman sana her şey serbest zaten!
O taktirde, senin ne yapacağını bilmeyen bir Allah da hayal edebilirsin mesela.
O Allah, aslında senin “insan beyninle” ürettiğin bir Allah olacak, yani aslında sen de bir nevi Allah'lık iddiasında bulunmuş olacaksın farkında olmadan.
Zira bir Allah'a işini öğreten, onu tanımlayan, onun sınırlarını çizen ancak başka bir Allah olabilir.
Başka bir Allah da olmadığına göre, O senin zanlarından uydurduğun sanal bir şey olur.
Yani aslında gerçek bir Allah’a değil de kendi başına tasarladığın bir Allah’a, yani kısaca kendine tapmış olursun.
Peki ama hakikat ne! Perdeyi biraz aralayalım.
Öncelikle, Levh-i Mahfuz, insanı zorlayan bir senaryo değildir.
Kur’an-ı Kerim’de bahsi geçen Levh-i Mahfuz, Allah’ın zamandan bağımsız ilminin kayıtlara geçirilmiş halidir.
Yani?
Yanisi şu: Hani "senin ne yapacağını bilmeyen bir Allah olabilir mi?" demiştik ya!
İşte Allah, bunu sana ispatlıyor. Seni ne yapacağını, bak ben şuraya çoktan yazdım bile diyor. Gerçek bir Allah da zaten bundan gayrısını yapmazdı.
Dostum, Allah için geçmiş ve gelecek diye bir şey yoktur.
O , her şeyi aynı anda, eş zamanlı olarak bilir.. Ne düşündüğünü bilir.. Neyi seçeceğini bilir.. Neyi yapacağını bilir.. Bilir ama seni zorlamaz.
Niye benim yaptığım her şeyi biliyor ki!
Yahu, bırak da bilsin!
Alemleri yaratan koskoca Allah’ın senin bir saniye sonra ne yapacağını bilmesi seni neden rahatsız ediyor da bu soruları sorup duruyorsun kendi kendine?
Hem sen iyi dost aramıyor muydun?
Buldun işte. Allah’tan daha iyi dost mu olur?
Tam kafa dengi.
Kafanın içinde dolanan her şeyi biliyor.
Birine 100% güvenmek için belki de istenebilecek tek şey, seninle aynı frekansta olması, seni anlaması değil mi? Tamam işte! Seni Allah’tan daha iyi anlayacak hiçbir varlık bulamazsın!
Ayrıca, yapacaklarının bilinmesinden rahatsız olan sen değilsin, biliyoruz.
Rahat ol! Kafanın içinde dolanıp, bu rahatsız edici soruları dillendiren ses, senin sesin değil.
Senin iç seslerinden biri olan “şeytani ses” bu soruları aklına getiriyor.
Zaten şeytanın işi de bu: senin zihnini bulandırmak!
Ama senin işin de bu şeytani sorulara pabuç bırakmamak!
Önce şunu demelisin: bunun mutlaka bir açıklaması vardır ve ben bu açıklamayı şu ana kadar öğrenemedim. Ama araştırıp öğreneceğim diyeceksin.
Sonra da ilmin anahtarını kullanacaksın? Yani soru sormayı..
Ama hani sormak kötüydü ?
Hayır! Sormak çok güzeldir ve öğrenmeyi sağlar.
Kötü olan sorgulamaktır. Sorgulamak, öğrenmek için değil, öğretmek için kasıtlı sorulan sorulardır.
Sorgulamayacağız, öğrenmek için sorular soracağız.
Bir önceki soruda da anlatmıştık: Ebu Leheb’in cehennemlik olduğunun Kur’an’da haber verilmesi, Allah’ın gelecekte meydana gelecek olan nihai durumu, bize önceden haber vermesidir demiştik.
Siz hiç bir arkadaşınıza, bir filmin sonunu söyleyip spoiler vermediniz mi?
Spoiler verdiğiniz zaman; filmin başına, sonuna ya da oyunculuklara bir tesiriniz oluyor mu?
Allah, bizim yaşadıklarımızı ve yaşayacaklarımızı, videoyu ileri alarak önceden seyretmiştir.
Bizim özgür irademizle hangi seçimleri yapacağımızı ya da nelerden vazgeçeceğimizi, kaseti ileri alıp izlemiştir.
Allah olacakları bilmektedir zaten. Ama olacakları bilmesi, insanları herhangi bir şeye zorlaması anlamına gelmez.
Allah Ebu Leheb’i de cehenneme zorlamadı, onun ölene kadar iman etmeyeceğini zamanda ileri giderek gördü ve bunu bize haber verdi.
Eğer Ebu Leheb, iman etmeyi tercih etseydi, o zaman da cennete gittiğini haber vermiş olacaktı.
İçki örneğine gelelim:
Şişe masada duruyor. İki seçenek var: İçmek ya da İçmemek.
Bu kişi zorla içmiyor.
Elini tutan yok.
Vicdanı var.
Aklı var.
İradesi var.
İçebilir de.
İçmeyebilir de.
Eğer içerse, Allah, onun içtiğini bilmiş olacak.
Eğer içmezse, Allah, onun içmediğini bilmiş olacak.
Gördün mü! seçim anında, irade %100 insanın elinde.
Allah, sadece bu seçimin nasıl sonuçlanacağını biliyor. Bu filmi seyretmiş çünkü.
Allah’ın bu filmi görmüş olmasının, benim masadaki içkiyi alıp kafaya dikmemle ne alakası var ?
Aslında bir alakası var? Şeytanın savcılığını yapacağım.
Sıkı durun, söylüyorum.
Bu şeytani sorular, sana şunu dedirtmeye çalışıyor;
Allahım, tamam içkiyi içtiğimi gördün.
Ya da beni cehenneme götürecek daha da kötü şeyleri yapmaya devam ettiğimi de gördün belki.
Bunu da Levh-i Mahfuza yazdın.
Yani neticeyi biliyorsun işte.
Bir ateist “Eğer Allah varsa, neden geri dönüp, benim yaptığım bu hataları ortadan kaldırmıyor?” diyor. Aslında derinlerde yatıp da söyleyemediği bu.
Kardeşim at yarışı mı oynuyoruz?
Allah’a şike mi teklif ediyorsun?
Sen ye bütün haltları, sonra da “Allah benim cehenneme gideceğimi biliyor. O zaman neden, bile bile beni cehenneme yolluyor” de.
Ne yapsaydı? Senin özgür iradenle cehennemi tercih ettiğin için, zamanı geri alıp, sana kıyak mı geçsin?
O zaman ilahi adalet nerede kalırdı?
Cennet için bütün ömrü boyunca fedakarlık yapmış inanan insan demez mi ki “Allahım, hani Ebu Leheb cehenneme gidecekti! Sen beni kandırdın mı?” demez mi?
İşini doğru yapanlar “Allah’ım, o cehenneme gidenlerden biri benim annemi öldürmüştü. Sen bunu gördün ve onun kaydını silip, onu hiç yaratılmamışa döndürdün ve cehennemden kurtardın. Bu nasıl ilahi adalet? Hitler, milyonlarca insanı öldürdü, sonra sen onu hiç yaratılmamışa çevirip kurtardın.” demez mi?
Allah, Hitler’in cehenneme gittiğini görünce, zamanda geri gidip, Hitler’i yaratmaktan vaz mı geçseydi, kaydını insanlık tarihinden silse miydi? Buna kim razı olurdu? O zaman milyonlarca ölen insan, Allah’a “Nerede senin İlahi Adalet’in? Hitler, benim çocuğumu öldürdü ama cezasını çekmeden onu neden yaratmamış gibi davrandın?” demez miydi?
Allah’a şike teklif etmektir bu.
Benim cehenneme gittiğimi görüyorsun, niye engel olmuyorsun diye Allah’tan (haşa) dolandıcılık yapmasını talep etmektir.
Hatta sinirlenip, sen ne biçim Allahsın falan diye Allah’a hesap sormaya kalkanlar bile var!
Allah, senin cehenneme gittiğini görüp neden engel olsun !
Allah, adalet sahibidir.
Sınavda, zayıf kağıt verenlere extra puan vermek, çalışanlara zulüm değil midir?
Senin cehenneme gittiğini görüp, sana neden ayrıcalık yapsın?
Cennete gitmek için, uğraşanların, sırada bekleyenlerin ne suçu var?
Neden senin aradan kaynak yapmana müsaade edilsin?
Allah’tan buna göz yummasını nasıl istersin?
Sen Adem ol da, şeytana uyma!
Sen cennete gidecek işler yaptın da Allah sana engel mi oldu?
Velhasıl, Ehli sünnet der ki irade (seçim) insana aittir. Yaratma Allah’a aittir. Yani seçimlerini de Allah yaratır. Sen içmeyi seçersin, Allah senin seçtiğin o içki içme fiilini yaratır, yani sana müsaade eder. Olayı tetikleyen sen olduğun için sorumluluk da senindir. Sorumluluk senin seçimlerine bağlıdır, Allah’ın o fiilleri yaratmasına bağlı değildir. İnsan tercih eden bir varlıktır.
Size tavsiyemiz şudur:
Bir insan olarak öncelikle Allah’ın senden ne istediğini bil, bu hayatta Allah’ın senden ne beklediğini öğren.
Allah, bizden ne istediğini, peygamberler vasıtasıyla zaten bildirmişti.
Sonra bir insan olarak özgür iradenle tercihlerde bulun.
Tercihlerine de fazla güvenme.
Zira bazen doğru sandığın tercihler yanlış, yanlış sandığın tercihler doğru neticeler verebiliyor.
Mesela malının ve çocuğunun olmasını çok istiyorsun.
Lakin çocuğun büyüdüğünde, mallarına sahip olabilmek için seni öldürüyor.
Al sana aile faciası.
Hayır gördüğünden şer çıktı değil mi?
Demek ki tercihlerde bulunduktan sonra tercihlerine değil de Allah’a güvenmelisin.
Zira Allah’ın rahmeti, gazabından çok çok fazladır ve asla kulunun kötülüğünü istemez.
Bir tercihte bulunup, ameliyat olmaya karar verdiğinde, nasıl ki narkoz verilip ameliyat masasında doktora güvenip teslim oluyorsan, aynı şekilde tercihlerini yap ve en azından bir doktora teslim olduğun kadar Allah’a da güven ve teslim oluver.
Bir zahmet…